kredi borç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kredi borç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çin, ABD`ye neden borç veriyor?

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Çin sadece ABD ile olan ilişkilerinden değil toplam dış ticaretinden de sürekli olarak fazla elde ediyor. Çin'in elinde önemli ölçüde kaynak kalıyor. Çin bu kaynakla döviz rezervini artırıyor. Bunun için de esas itibariyle ABD devlet tahvillerini satın alıyor. Yani ABD'ye borç veriyor.

ABD ile Çin arasındaki ticarete baktığımızda kabaca şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz. Çin ABD'e çeşitli mallar satıyor. Bunun karşılığında ABD'den aynı değerde mal alamıyor. Bunun pek çok nedeni var. İki tanesine değinmekle yetineyim. Bunlardan ilki ABD'de üretilen pek çok malı Çin'in daha düşük bir maliyetle başka ülkelerden temin edebilmesi. Bir de siyasal neden var. ABD neredeyse mutlak avantaja sahip olduğı teknoloji yoğun malların önemlice bir kısmının Çin'e satılmasını yasaklıyor. Sonuçta, Tablo1'den de görüldüğü üzere, Çin'in ABD ile ticaret dengesi (ihracatı ile ithalâtı arasındaki fark) sürekli olarak büyük ölçüde fazla veriyor.

Çin ABD ile olan dış ticaretinden elde ettiği bu fazlayı kabaca, aşağıda belirtilen iki farklı biçimde kullanıyor:

1) Çin'in her ülkeyle yaptığı ticaret, ABD ile olduğu gibi, ticaret fazlası yaratmıyor. Çin'in dış ticaret açığı verdiği pek çok ülke var. Aşağıdaki tabloda, 2007, yılı itibariyla Çin'in dış ticaretinde fazla ve açık verdiği ülkelerin sıralaması yer alıyor. Çin'in dış ticaret fazlasının ve açığının çok önemli kısmı bu sıralamalarda yer alan ilk üç ülke tarafından yaratılıyor. Bu ülkelerin 2001-2007 döneminde sıralamalardaki konumları pek değişmemiş.

Çin ABD (ve benzeri ülkelerden) elde ettiği dış ticaret fazlasının bir kısmıyla, diğer ülkelerle olan dış ticaret açığını kapatıyor. Bunu yapabilmesini sağlayan önemli bir özellik ABD dolarının uluslararası para olması. Diğer ülkeler kendilerine ABD doları cinsinden ödeme yapılmasını kabul ediyorlar.

2) Ancak, Çin sadece ABD ile olan ilişkilerinden değil toplam dış ticaretinden de sürekli olarak fazla elde ediyor. Yani yukarıda değinilen netleşme gerçekleştirildikten sonra bile Çin'in elinde önemli ölçüde kaynak kalıyor. Çin bu kaynakla döviz rezervini artırıyor. Bunun için de esas itibariyle ABD devlet tahvillerini satın alıyor. Yani ABD'ye borç veriyor.

Garip bir ticaret

Burada nereden bakılırsa bakılsın garip bir ticaret var. Bir kere ABD, Çin'den kredi alarak ithalât yapmış görünüyor. Üstelik bunu yıllardır yapıyor. Oysa, ABD, Çin'e oranla kişi başına geliri çok daha yüksek bir ülke. IMF'nin 2007 yılına ilişkin olarak yaptığı tahminlere göre ABD'de, satın alma paritesiyle ölçüldüğünde, kişi başına gayri safi yurt içi hasıla 46.859 ABD doları. Aynı yıl için dünyada ortalama kişi başına gelir ise 10.497 dolar. Yani ABD'de kişi başına gayri safi yurt içi hasıla dünya ortalamasının 4,46 katı. ABD IMF'nin, satın alma paritesine göre, kişi başına gelir sıralamasında dünya altıncısı durumunda.

Oysa aynı yöntemle Çin'in kişi başına gayri safi yurt içi hasılası ölçüldüğüne 5.963 dolar çıkıyor. Bu Çin'de kişi başına gelirin dünya ortalamasının sadece yüzde 56,8'i, ABD'nin kişi başına gelirinin ise yüzde 12,7'si olması demek. Çin, 180 ülkenin yer aldığı IMF verilerinde 100'üncü sırada. Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere, Çin, aslında, dünya ölçüleriyle, fakir bir ülke. Ama zengin ABD'ye kredi açıyor. Hem de bunu sürekli yapıyor. Bunda bir terslik yok mu?

Bu olayın, biraz abartarak, sonul görünümüne bakacak olursak, bir başka garip manzarayla karşılaşıyoruz. Görünüşe göre Çin ABD'ye mal satıp karşılığında da ABD devlet tahvili denilen bir malı alıyor. Amerikalıların Çin mallarını neden aldıklarını açıklamak görece kolay. Ya tüketicilerin gereksinimlerini karşılayan malları, ya da bu tür malların üretileminde kullanılan ara malları satın alıyorlar. Sonuçta ABD'de yerleşik olanlar bundan bir fayda elde ediyor. Peki Çin'liler ABD devlet tahvillerini ne yapıyorlar? Bunlar doğrudan ne tüketilir ne de üretimde kullanılabilir!

Akla gelebilecek bir yanıt, Çin'in bunlardan faiz geliri elde etmesi. Ancak burada bir sorun var. Faiz geliri elde etmek isteyecekler için ABD devlet tahvilleri en uygun yatırım aracı mı acaba? Bu tahvillerin faizi, diğer borçlanma kağıtlarına oranla, hep düşüktü, şimdi de öyle. Çünkü risksiz bir menkul kıymet olarak kabul ediliyorlar. Üstelik Çin'in ABD devlet tahvillerine önemli ölçüde yatırım yapmaya başladığında bu yana geçen sürenin tümü göz önüne alınıp, ABD enflasyonu da hesaba katılırsa, Çin'in bu yatırımında elde ettiği reel kazanç sıfır hatta eksi düzeyde. Çin'liler bir kere böyle bir yatırım yapmış olsalardı, hata etmişler denilebilirdi. Oysa, Çin'liler bu tür hesabı pek de iyi bilmelerine rağmen bu tercihlerine ısararlı olduklarına göre, amaçlarının faiz geliri elde etmek olmadığı sonucuna varmaktan başka çare yok.

Bu seçeneği eleyince Çin'in bu yolu sürdürmesinin tek bir akılcı nedeni kalıyor. O da Çin'in döviz rezervlerini güçlendirmeyi istiyor olması. Tablo 3'den görüleceği üzere Çin'in rezerv birikimi sürecinde süreklilik var. Bugün, dünyanın en çok döviz rezervi biriktirmiş olan ülkesi Çin. Bu ülkeyi Japonya, epeyce geriden, izliyor. Dünya ikincisi Japonya'nın döviz rezervleri 2009 Haziran ayında 1019,2 milyar dolar, yani Çin'in yarısından az.

Çin neden döviz rezervi biriktiriyor

Peki Çin neden döviz rezervlerini, kazanç amacı olmaksızın, ısrarlı bir biçimde artırmak istiyor? Akla gelebilecek tek neden, olumsuz gelişmeler söz konusu olduğunda karşısında döviz rezervlerinin sağlaması beklenen güvence. Örneğin ihracat gelirlerinde bir düşme olması durumunda hem gerekli ithalâtın yapılabilmesi, hem de ülkenin ileriye yönelik dış iktisadi ilişkilerini yürütebilmesi (örneğin dış borçların geri ödemesi vs.) için gerekli saygınlığının devamı için böyle bir güvenceye gerek var. Bu kurallar sadece Çin için değil elbette. Türkiye için de geçerli. Türkiye'nin döviz rezervleri Çin kadar çok değil ama yine de, 26 Haziran 2009 itibariyle, 64,8 milyar dolar! Türkiye için önemli bir rakam. Biz de Çin'liler gibi küresel ekonomideki konumumuzu güvence altına alabilmek için bu kadar kaynak ayırıyoruz. Diğer gelişmekte olan ülkeler de...

Dikkat edilirse söz konusu ülkelerin bu maliyete katlanmalarının nedeni, küresel ekonominin bugünkü işleyiş kuralları. Başka bir deyişle, küresel ekonomi için seçilen mekanizmanın işleyebilmesi için üstlenilmesi gereken bir maliyet. Akla iki soru geliyor. Bunlardan ilki bu maliyetin ülkeler arasında nasıl bölüşüldüğüne ilişkin. Dünya ülkelerinin 2009'un ilk yarısında ellerindeki döviz rezervlerinin toplamı 8,5 milyar dolara yakın. Ama Çin ve Japonya'nın rezervleri bunun yaklaşık yüzde 38'ini oluşturuyor. Geri kalan ülkeler arasında da rezervlerin dağılımında belirgin bir eşitsizlik var.

Almanya ve Japonya

En çok rezerv tutan ilk 10 ülke arasında sadece iki gelişmiş ülke var: Onlar da Japonya ve Almanya. Üstelik Almanya'nın döviz rezervleri, Japonya'nın rezervlerinin ancak yüzde 19'u düzeyinde. ABD ise ilk on ülke arasında bile değil, sıralamada 21inci! Döviz rezervleri sadece 78,6 milyar dolar. Sadece diyorum, çünkü ABD'den çok daha küçük bir ekonomi olan Türkiye'nin döviz rezervleri aynı tarihte 67,7 milyar dolar! Peki komşumuz Yunanistan'ın ne kadar? Sadece 4,5 milyar dolar! Ama bu Yunanistan'in, hem Türkiye'den daha büyük cari açık ve bütçe açığı verip, hem de daha düşük faiz oranlarından yararlanmasını engellemiyor.

Örnekler artırılabilir. Ancak sonuç pek değişmiyor. Gelişmiş ülkeler (Japonya hariç) gelişmekte olan ülkelere oranla çok daha az döviz rezervi tutuyorlar. O zaman akla şu soru geliyor: Dünya sisteminin işletim maliyetinin bölüşümünde, gelişmekte olan ülkeler aleyhine neden böyle bir eşitsizlik var? Tabii bu soru beraberinde bir ikinci soruyu daha gündeme taşıyor. Acaba dünya sistemi için daha düşük maliyetle çalışan (daha etkin) bir mekanizma tasarlanamaz mı? Yaşadığımız krizin bir olumlu sonucu varsa o da bu soruların daha yüksek sesle sorulması ve tartışılması yolunu açmış olmasıdır. Ancak, bu soruların sorulmuş olması çözümlerinin bilindiği ve/veya kolaylıkla uygulanabilecekleri anlamına gelmiyor. Olayın çözümü dünya ekonomisi için yeni bir işleme mekanizması tasarlanması ve bunun her ülke tarafından benimsenmesi gibi uzun ve zahmetli bir yolun aşılmasını gerektiriyor.

Read more...

Kredi kartı borçluları dikkat!

7 Temmuz 2009 Salı

Kredi kartı borçlarının yapılandırılmasına ilişkin yasal düzenleme Resmi Gazetede yayımlanarak, yürürlüğe girdi.

Buna göre, 31 Mayıs 2009 tarihi itibariyle ödeme ihtarı çekilen, icra takibi başlatılan veya banka tarafından takip olunan kredi kartı borçları için 60 gün içinde başvuru yapılacak.

“Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” uyarınca, sözleşmede belirtilen asgari ödeme tutarı, dönem borcunun yüzde 20'sinden aşağı olamayacak. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankasının olumlu görüşünü alarak, bu oranı yüzde 40'a kadar artırmaya, artırdığı oranı yüzde 20'ye kadar düşürmeye veya belirtilen sınırlar dahilinde bu oranı kart hamili grupları itibarıyla farklılaştırmaya yetkili olacak.

Kart sahibi, hesap özetinde yer alan asgari ödeme tutarını son ödeme tarihinde ödemezse, sözleşmede öngörülen gecikme faizi dışında bir yükümlülük altına sokulamayacak.

31 Mayıs 2009 tarihi itibariyle, haklarında ihtar çekilenler veya icra takibi başlatılanlar ya da Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde üçüncü, dördüncü veya beşinci grup krediler ve diğer alacaklar içinde sınıflandırılmış kredi kartı borcu bulunan kart hamilleri, düzenlemeden yararlanmak için 60 gün içinde bankalara, bankaların avukatlarına, varlık yönetim şirketlerine veya temsilcilerine yazılı olarak başvuracak. Kart sahipleri, icra takibine konu olmuş takip, dava masraf ve harçlarını ve nispi kanuni vekalet ücretinin yüzde 25'ini de kabul edilen plan çerçevesinde borçlarını ödeme hakkına sahip olacak.

Kart sahibine ödenmesi için ihtar çekilen veya hakkında icra takibi başlatılan kredi kartı ana para ve faiz borcu ya da kart sahibinin söz konusu tarih itibariyle kredi kartı ana para borcu ile bu hesaplarda sınıflandırılma tarihine kadar işletilmiş bulunan faiz borcu, 31 Mayıs 2009 tarihine kadar Merkez Bankasınca 3 aya kadar vadeli ağırlıklı ortalama mevduat faiz oranı esas alınarak ilan edilecek aylık endeks katsayısıyla çarpılmak suretiyle ödeme planına esas borç tutarı hesaplanacak.

ÖDEME SEÇENEKLERİ

Hesaplanan ödeme planına esas borç tutarı, başvuru tarihinden itibaren 30 gün içinde bir defada ya da taksitle ödenirse herhangi bir ilave borç hesaplamasına gidilmeyecek.

Ödeme planına esas borcun vadeli olarak ödenmesi talep edilirse, aylık eşit taksitler şeklinde ödenecek borç tutarı 6 aylık vade için 1,04, 12 aylık vade için 1,08, 24 aylık vade için 1,18, 36 aylık vade için 1,26 ile çarpılacak. Hesaplanacak tutar ay sayısına bölünerek belirlenecek. Vadeli ödemelerde ilk taksit peşin olarak ödenecek.

Kredi kartı borçlusunun başvurusu ve yapılan ödeme planı doğrultusunda, taksit tutarlarını ödemesi şartıyla, yapılmış işlemler saklı kalmak kaydıyla icra işlemleri duracak, İcra ve İflas Kanununda belirtilen süreler işlemeyecek. Kredi kartı borçlusu bu ödeme planına karşı ancak plan doğrultusunda ödeme yapmak ve ödemelere devam etmek koşuluyla itiraz yoluna başvurabilecek.

Yeniden yapılandırılan borçlarda, borçlunun yapılandırma öncesi dönemde borca vaki itirazları ortadan kalkacak. Ödeme planı uyarınca son taksitin de vadesinde ödenmesi üzerine icra takibi sona erecek.

Altı aylık vade de dahil olmak üzere kabul edilen taksit planına göre 1 yıl içinde 3 taksitin ödenmemesi halinde, sağlanan haklar, ilgili kart çıkaran kuruluşça ya da varlık yönetim şirketince ortadan kaldırılabilecek ve yasada belirtilen gecikme faizi üzerinden mevcut icra takip işlemlerine devam edilebilecek.

Bankaların kredi kartı alacaklarını temlik almış olan varlık yönetim şirketleri de kredi kartı borçlularının talebi halinde işlem yapmak zorunda olacak. Temlik alacaklıları da bu kapsamdaki alacaklarıyla ilgili olarak bankaların yararlandıkları harç muafiyetlerinden yararlanacak. Düzenlemenin yürürlüğe giriş tarihinden önce yapılmış ödemeleri geri isteme hakkı olmayacak.

Read more...

Kredi borçlusuna ikinci sürpriz

26 Şubat 2009 Perşembe

Halkbank, kredi taksitlerinden bunalan tüketicilere ikinci bir müjde vermeye hazırlanıyor.

Konut, taşıt, kredi kartı, tüketici kredisi gibi kredi ödemelerinden bunalanlar için başlatılan ‘dost kredi’nin yeni versiyonu hazırlanıyor. Banka 60 ay vadeli dost krediye 3 ay ödemesiz dönem eklemek için çalışma başlattı.

Halk Bankası'nın Kurumsal ve Ticari Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ömer Baktır ile 2008 yılını ve 2009 beklentilerini konuştuk…

Yurtdışı müteahhitlik firmalarına ‘teminat mektubu’ vererek destek olan banka, önümüzdeki dönem Türkiye’nin yoğun ticaret yaptığı birçok ülkede şube açma planları yapıyor…2009’da bankaların kredi verme konusunda büyük bir rekabet yaşayacakları tahmininde bulunan Baktır, bunun ‘kredibil’ müşteriler için büyük avantaj sağlayacağını söylüyor…

Dost krediyle başlayalım, bu uygulamanızdan kimler yararlanabiliyor?

Dost Kredi tüm tüketici, konut, taşıt kredileri ile kredi kartı ve kredili mevduat hesabı borçlarını kapsıyor. Nakit akışını ayarlayamayan tüketicilerin önümüzdeki dönem nakit akışını ayarlayabilmesini hedefleyerek bu krediyi çıkardık. Borçlar aylık 1.68 faizle, 60 ay vadeye yayılıyor. Şimdi bu krediye 3 ay ödemesiz dönem eklemek için yeni bir çalışma başlattık.

Dost kredi borçluya nasıl bir soluklanma sağlıyor?

Örneğin 2 bin lira maaş alıyorsunuz; aylık bin 500 lira kredi borcu ödüyorsunuz. Kalan 500 lira ile de geçinmeye çalışıyorsunuz. Biz 60 ay vadeli bu kredi ile aylık taksit tutarını 400 ila 500 liraya düşürüyoruz; bin 500 lira da size kalıyor. Dolayısıyla borcunuzu öderken hem tasarruf yapma imkanınız doğuyor hem de ihtiyaçlarınızı karşılamaya devam ediyorsunuz.

Biz hem üreten Türkiye’nin bankasıyız hem de bireysel bankacılıkta varız. Üretimi, hizmeti, ticareti finanse etmiyorsanız daha sonra kredi kartı ve tüketici kredisi verecek insan da bulamazsınız. Biz hem üretimi hem de tüketimi finanse ediyoruz.

Küresel krizin başlangıcı olan 15 Eylül sonrasını ayrı değerlendirmek kaydıyla 2008 sektör açısından nasıl geçti?

Bankacılık sektörü geçen yıl üç çeyrek koşup, son çeyrekte durdu. Ama bu reel sektördeki durmayla birlikte oldu. Halk Bankası ise 3 çeyrek koştu; son çeyrekte de yine büyüdü. Sektörün kredilerdeki büyüme oranı 2008 yılı için yüzde 20 olurken, banka olarak bizim kredi büyümemiz bu oranın epeyce üzerinde gerçekleşti. Yani krize rağmen, son çeyrekte sektörün kredi hacmi küçülürken; biz sektörün üzerinde büyüdük. Sektörde ve bizde aktiflerdeki büyüme ise hemen hemen aynı düzeyde oldu.

Krediler büyürken, sorunlu alacaklar da büyüdü mü?

Evet sektörde sorunlu alacaklar daha da arttı. Bir önceki yıla göre sorunlu alacakların artış oranı yüzde 30 oldu. Ama banka olarak bizim sorunlu alacaklar artış oranımız sektör ortalamasının altında kaldı. Yani hem müşteri sayımız hem de kredi hacmimiz sektörden fazla büyürken; sorunlu alacak miktarı sektörün altında artmış oldu. Bu oranları açıkça ifade edemiyorum; çünkü biz halka açık bir şirketiz ve 2008 yılı son çeyrek rakamları henüz kesinleşmedi.

15 Eylül’de başlayan kriz sektörde nasıl bir davranış değişikliğine neden oldu?

2008 bilançoları açıklanmaya başladı; geçen yıla göre karlılık oranlarında düşüşler oldu. Bu son derece doğal. Çünkü geçen yıl üç çeyrek koşan bankacılık sektörü son çeyrekte ciddi bir rekabete girdi. Bu rekabet ise mevduat, kaynak rekabetiydi. Mevduattaki maliyetlerin artması pasifteki yükümlülüğü artırdı. Dolayısıyla son çeyrek karlılık açısından birçok banka için zor geçti. Sektör yurtdışından taze kaynak gelmeyecek; vadesi gelen sendikasyonlar çevrilemeyecek korkusu yaşadı. Ancak korkulan olmadı.

2008 son çeyrek gelişmeleri sizi nasıl etkiledi?

Mevduat maliyetlerindeki artış en önemli gelişmeydi. Biz mevduatta pazar payımızı koruduk; yani bedavadan kamu bankasıyız diye mevduatımızda olağanüstü artışlar olmadı. Kredide 4.çeyrekte de büyümeyi sürdürdük. Sadece artan kurla büyümedik gerçek anlamda kredi artışı sağladık. Bizi etkileyen konu şu oldu; son çeyrekte hem kredi riski hem de vadeye bağlı fiyat riskleri yaşandı. Vadeye bağlı fiyat riski özellikle aktifte yaşandı. Mevduatın maliyetleri yukarı çıkarken; sizin geçmişte verdiğiniz kredilerin maliyeti aynı kaldığı için doğal olarak faiz marjları daraldı. Bu daralma bankaların karlılığını etkiledi.

Dolayısıyla bazı bankalar kredilerini geri çağırdı….

Biz banka olarak kredinin geri çağrılması bir yana ilave krediler verdik. Özellikle daralan pazar nedeniyle bu dönemde insanların bir şekilde nakit akışkanlığının bozulması ve insanların yükümlülüklerini yerine getirememesi durumu ortaya çıktı. Biz bunu çok önceden sezinleyerek karşılıklar yönetmeliğine de aykırı olmadan firmalarımızla konuştuk; vadesi gelenleri yeniden vadelendirdik. Vadesi gelmeyenler için de konuştuk; önümüzdeki dönem nakit akışlarını birlikte ortaya koyarak, gerekirse piyasa gerekirse banka borçlarını ödemesini sağlayarak onlara yeniden bir ödemesiz dönem hizmeti de vermiş olduk. Dolayısıyla piyasayı fonladık.

225 milyon euro’yu dağıtacak firma aranıyor…

Sendikasyonununuz yok ise nasıl kredi veriyorsunuz?

Öz kaynak ve mevduatlarımızın yanı sıra Avrupa Yatırım Bankası, Fransa Kalkınma Bankası, Dünya Bankası gibi yurtdışı kreditörlerden yaklaşık 12 ila 30 yıl vadeli temin ettiğimiz krediler var. 650 milyon euro seviyesindeki bu kaynağın 450 milyonunun dağıttık. 200-225 milyon euro kaynak ise hala elimizde ve bunu piyasaya aktarmak üzere aktif bir pazarlama startejisi yürütüyoruz.

Yani herkes kredi vermekten kaçarken, siz kredi verecek müşteri arıyorsunuz?

Bunlar yatırım kredilerinde 2 yıl ödemesiz 7 yıl vade; işletme kredilerinde ise 1 yıl ödemesiz 4 yıl vadeli olarak verdiğimiz krediler. Böyle bir ortamda firmalar için güzel bir ürün. Bunları aktif şekilde pazarlamak için dışarı çıktık. Hem firmalarımıza danışmanlık yapıyoruz hem de uygun koşullarda kredi veriyoruz.

Az önce saydığınız uluslar ararası kuruluşlardan yeni kaynak temin etmeyi düşünüyor musunuz?

Ciddi bağlantılarımız sürüyor. Onlar bize kredi kredi vermede istekliler; biz de alma konusunda ısrarlıyız. Önümüzdeki dönem kobilerimiz için ciddi miktarda yeni kaynaklar getireceğiz.

Banka rekabeti artacak

Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince, bir süre önce sektörün elinde 18 milyar likidite biriktiğini söyledi. Elde tutulan kaynak banka için maliyet anlamına gelir.

Bankalar kredi mi vermiyor yoksa talep mi azaldı?

Son 5 yılda dünya ekonomisindeki büyüme emtia fiyatlarını da yukarı çıkardı. ABD’de başlayan daralma ile emtia fiyatları hızla aşağı düştü. Bu 2009’da finansal ihtiyaçları belirleyen en önemli enstrüman olacak. Yani bir firma üretebilmek için ihtiyacı olan bin ton hammaddeye bin dolar öderken; bugün 400 dolar ödüyor. Yani finansman ihtiyacında yüzde 60 oranında düşme oldu. İkincisi de Pazar daraldı. Dolayısıyla bu iki çarpanın, finansman ihtiyacındaki azalma ve talep daralmasının etkisiyle reel sektörün kredi talebi artmıyor, azalıyor. Bu da 2009’da bankalar arasında çok ciddi rekabete neden olacak..

Rekabet artacağına göre bankaların kredi verme koşulları esneyecek mi?

Bankaların genel kabul gördüğü kriterleri sağlayan firmalar bankalar tarafından büyük rağbet görecek.

Yani rekabet kredibl müşteriler üzerinden yaşanacak?

İster küçük ister büyük olsun; pazarını, alacağını ve stokunu yönetebilen; yatırımlarını planlı şekilde yapabilen şirketler bu dönemde şanslı şirketler olacak.

2009 yılına ilişkin olası gelişmeler sizi korkutuyor mu?

Biz kişisel korkuyla değil, kurumun cesaretiyle hareket ediyoruz. Bilgi işlemle desteklenen öyle bir altyapı oluşturduk, öyle parametrelerimiz var ki, kurumsal cesaretimizi buradan alıyoruz. 2009’da şube açılışlarına ve buna paralel olarak personel almaya devam edeceğiz. Ancak açılışların yılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşmasını planlıyoruz. İlleri tek tek dolaşıyoruz, geri kaldığımız illerde şube sayısını artırıyoruz İstanbul başta olmak üzere üç ile önem veriyoruz.. 30 ila 50 yeni şube açmayı planlıyoruz. Pasta küçülse bile biz payımızı artırmaya çalışıyoruz. Bankanın halen yurtiçi ve yurtdışı 637 şubesi; 12 bin 838 çalışanı var.

2009 şirketler için nasıl bir yıl olacak?

Firmalar bu dönemi avantaja dönüştürebilirler. Aşağı inen enflasyon, düşük faiz, finansman giderlerini ciddi anlamda kontrol altına alabileceğiniz bir dönem olacak 2009. Dünyada da Türkiye’de de sorunun kaynağı psikolojik, negatif beklentiler. Bu pozitife döndüğünde her şey düzelmeye başlayacak. Bankalar bu dönemde doğru müşteriye doğru kaynak aktarmak zorundalar.

Bu kadar çok sayıda doğru müşteri var mı?

Yeteri kadar olduğu düşüncesindeyim. Son on gündür küçük bankalar dahi piyasaya girme mücadelesi veriyor, ellerinde likidite bol. Sorunlu kredi kısmen de yaşanmaya devam edecek ama elinizdeki likiditeyi doğru müşteriye aktarmak zorundasınız.

Yurtdışında iş yapan müteahhitlere teminat mektubu vermeye başladınız mı?

Türk Müteahhitler Birliği ile iyi niyet çerçevesinde ciddi görüşmemiz oldu. Son yıllarda aktif olduğumuz v önümüzdeki dönem daha aktif olmayı planladığımız bir sektör yurtdışı taahhüt sektörü. Firmanın kredibilitesine, projenin uygunluğuna ve muhatap ülkenin riskine bakarak teminat mektubu veriyoruz. Bu sektör için banka bünyesinde bir de inşaat finansman daire başkanlığı kurduk. Burayı daha aktif hale getirmeye çalışıyoruz. Sektörün teminat sorunu çözülürse çok daha hızlı büyüyeceğini düşünüyoruz.

Ziraat Bankası, Yunanistan’da iki şube açtı, sizin yurtdışı planlarınız nedir?

Yurtdışında şube açma konusunda çalışmalara başladık. KKTC, Bahreyn, Almanya ve İran’da varız ama özellikle Türkiye ile ilgili ticaretin geliştiği her yerde olmayı arzu ediyoruz. Dünya ile entegre olmayı istiyorsanız her yerde soluk almanız gerekir.

Read more...

Abone Olursanız Haberiniz de Olur!

Aşağıdaki kutucuğa e-mail adresinizi yazıp gelecek olan onay linkine tıklayınız. Bu sayede en son borsa haberleri, borsa yorumları ve borsa tüyoları, e-mail adresinize gelecek.

|

Borsa-Tuyolari.Blogspot.Com

Bu sitede; başta Borsa Haberleri olmak üzere, ekonomi ile ilgili en son gelişmeleri bulabilirsiniz. Borsa Yorumları ve Borsa Tüyoları ile yatırımlarınız öncesi fikir edinebilir; Canlı Borsa bandı ile Hisse Senetlerini yakından takip edebilirsiniz. Bu site, yatırım danışmanlığı hizmeti vermemektedir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, bankalar ile kullanıcılar arasında imzalanan resmi bir sözleşme ile verilmektedir. Bu sitede, kişisel yorumlar da bulunabilir.
Bu blog, altyapısı Google tarafından sağlanan Blogger hizmetinden faydalanmaktadır.

Back to TOP