Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çin ihracatı düşüşü yavaşladı

12 Aralık 2009 Cumartesi

Çin'in ihracatı kasım ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1.2 daraldı.

Bu, Çin'in ihracatının, küresel finansal krizin etkisiyle daralmaya başladığı geçen yılın kasım ayından bu yana en küçük daralma oranı oldu.

Çin'in ithalatı ise kasım ayında, geçen yıla göre yüzde 26,7 artarak 94,6 milyar dolara ulaşırken, ihracatın 113,7 milyar doları bulmasıyla dış ticaret yüzde 9,8 genişledi.

Çin'in ekim ayında 24 milyar dolar olan dış ticaret fazlası geçen ay 19,9 milyar dolara geriledi.

Çin Devlet İstatistik Bürosu sözcüsü Şeng Layyün, Pekin'de yaptığı açıklamada, ihracattaki düşüşün yavaşlamasının dış talebin artmaya başlamasından kaynaklandığını belirtti.

Çin'in sanayi çıktısının kasım ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19,2, perakende satışların da yüzde 15,8 artması uzmanlar tarafından Çin ekonomisindeki toparlanmanın ivme kazanması olarak yorumlandı.

Enflasyonun başlıca göstergelerinden olan Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) kasım ayında yüzde 0,6 arttı, Üretici Fiyatları Endeksi de (ÜFE) yüzde 2,1 düştü. Çin'de TÜFE, yüzde 1,6 düşüş kaydettiği şubat ayından bu yana ilk kez artış gösterdi.

Sözcü Şeng, TÜFE'deki artışın makul düzeyde kaldığını ve gıda fiyatlarındaki mevsimlik artışın yansıması olduğunu savunarak, Halen enflasyon baskısı olmadığını söyledi.

Devlet İstatistik Bürosu, şehirlerdeki sabit yatırımların ocak ile kasım ayları arasındaki 11 aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32.1 artış gösterdiğini açıkladı.

Read more...

Çin Ekonomisi büyüyecek

8 Aralık 2009 Salı

Çin Sosyal Bilimler Akademisi, bu yıl yüzde 8 oranında büyüyeceğine kesin gözüyle bakılan Çin ekonomisinin önümüzdeki yıl yüzde 9'luk büyümeyi yakalayabileceği tahmininde bulundu.

Çin Sosyal Bilimler Akademisi tarafından açıklanan “2010 Ekonomi Mavi Kitabı” adlı raporda, devletin uyguladığı ekonomiyi canlandırma paketine bağlı olarak 2009'da ülkede gerçekleştirilen sabit sermaye yatırımlarının yüzde 32 oranında artarak son 16 yılın en yüksek seviyesine ulaştığına işaret edildi.

Raporda yatırım, tüketim ve ihracat üçlüsünde yatırımın öne çıkmaya devam edeceği ileri sürüldü. Etkin mali politika ile ölçülü gevşek para politikasının sürdürüleceği hatırlatılan raporda, Çin'de önümüzdeki yıl yapılacak yatırımların yüzde 24 oranında artarak ulusal ekonomide yüzde 70'ten fazla paya ulaşacağı tahminine yer verildi.

İç talebin istikrarlı artışına bağlı olarak perakende satış hacminin de önümüzdeki yıl yüzde 16 oranında artmasının beklendiği kaydedilen raporda, fiyatlardaki negatif artışın pozitife dönüşeceği, Tüketici Fiyatları Endeksi'nin (TÜFE) yüzde 2,1 oranında artacağı ve bununla birlikte ciddi enflasyon baskısının oluşmayacağı öngörüleri yer aldı.

Çin Uluslararası Radyosu'nun haberine göre, raporda ayrıca yeni serbest ticaret bölgelerinin kurulmasına paralel olarak Çin'in geleneksel ihraç mallarının satışının yeniden artışa geçeceği, ihracatta yüzde 17,3'lük, ithalatta ise yüzde 18,7'lik artış beklendiği ifade edildi.

Read more...

ABD Doları'na Çin Yuan'ından rest!

8 Ekim 2009 Perşembe

Çin doların tahtını sallayacak gibi görünüyor. Dün İngiliz Independent gazetesi doların geri planda kaldığı yeni bir dünya düzeninden bahsetmişti. Bugün de bigpara.com olarak yine bu görüşü destekleyen bir görüşü sizlerle paylaşıyoruz. İşte Evans-Pritchard'ın doların hegemonyasını kaybetmesi üzerine yaptığı yorum...

Çin, ilk kez toplu tahvil satışını geçen ay kendi para birimi ‘Yuan’la gerçekleştirmişti. Bu tarih belki de doların var olan hegemonyasının da bitişi oldu.

İki trilyon dolarlık rezerviyle dünya sıralamasında ilk sırada yer alan Pekin, şu ana kadar sürdürdüğü dolar stoklama politikası yerine, tedavüldeki parası yuanı, yeni küresel para birimine dönüştürmenin yollarını arıyor.

Değişim çanlarının çaldığını belirten yatırım uzmanları, sirkülasyondaki değişimin önemini ve tarihselliğini daha yeni yeni kavramaya başladıklarını belirtiyorlar.

Çin’in bu hareketi ile birlikte, Asya ve Latin Amerika’nın güçlenen ülkelerinin de bu değişimde yer alması, doların hegemonyasını gerçek anlamda tehdit ediyor ve bu farklılık, değişimin öncesinde iddia edildiği gibi, fiyatlarda herhangi bir yükselmeye yol açmıyor. Dün açıklanan piyasa raporlarında , Çin, Fransa, Japonya, Rusya ve Körfez ülkelerinin satışlarda euro, dolar veya Venedik dukası kullanması, fiyatların durumunda önemli bir farklılığa sebep olmadı.

HSBC Kur şefi David Bloom, dolar üzerinden gerçekleşen ekonomik faaliyetlerin artık üst sınırına ulaştığını, bu sebeple yatırımların euro, altın gibi diğer araçlara kaydığını söylerken, yaşananların Birinci Dünya Savaşı sonrası sterlin’in başına gelenlerle aynı olduğunu belirtiyor. Doların geçen yılki yükselişini, küresel likidite krizine bağlayan Bloom, var olan kuralların değiştiğini ve buna bağlı olarak sonuçlarında ilerleyen zamanda değişeceğini ifade ediyor.

Avrupa Merkez Bankası yöneticisi, Lorenzo Bini Smaghi, Çin’in zor bir kararın eşiğinde olduğunu fakat böyle devam etmesinin de yararına olacağını söylerken, ekonomisine kendi para birimiyle yön vermesiyle birlikte artık FED’in politikalarından da bağımsız olacağına vurgu yapıyor.
Yeni düzen, 1920’lerd ki beş veya dört kurlu, bölgesel aktörlerin güçlü olduğu ekonomik sisteme benzeyebilir. Böylece dolar yine güçlü ve etkin olarak süreçte yer alırken, euro, rupi ve yuan da ekonomide önemli bir yer teşkil ediyor olacak.

Read more...

Çin Borsası taban yaptı

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Çin borsası 10 Haziran 2008 tarihinden bu yana en büyük düşüşü gösterdi.

Şanghay borsası, günü yüzde 6,7 düşüşle 2667,75 puandan kapadı. Sabah seansında borsaya düşen kredilerde daralma haberleri, Çin borsasını sarstı.

Ağustos başında 3400 puan barajını aşan borsa, çıktığı noktadan yuvarlanarak ay sonuna kadar yüzde 23 değer kaybetmiş oldu.

Read more...

Çin, ABD`ye neden borç veriyor?

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Çin sadece ABD ile olan ilişkilerinden değil toplam dış ticaretinden de sürekli olarak fazla elde ediyor. Çin'in elinde önemli ölçüde kaynak kalıyor. Çin bu kaynakla döviz rezervini artırıyor. Bunun için de esas itibariyle ABD devlet tahvillerini satın alıyor. Yani ABD'ye borç veriyor.

ABD ile Çin arasındaki ticarete baktığımızda kabaca şöyle bir manzarayla karşılaşıyoruz. Çin ABD'e çeşitli mallar satıyor. Bunun karşılığında ABD'den aynı değerde mal alamıyor. Bunun pek çok nedeni var. İki tanesine değinmekle yetineyim. Bunlardan ilki ABD'de üretilen pek çok malı Çin'in daha düşük bir maliyetle başka ülkelerden temin edebilmesi. Bir de siyasal neden var. ABD neredeyse mutlak avantaja sahip olduğı teknoloji yoğun malların önemlice bir kısmının Çin'e satılmasını yasaklıyor. Sonuçta, Tablo1'den de görüldüğü üzere, Çin'in ABD ile ticaret dengesi (ihracatı ile ithalâtı arasındaki fark) sürekli olarak büyük ölçüde fazla veriyor.

Çin ABD ile olan dış ticaretinden elde ettiği bu fazlayı kabaca, aşağıda belirtilen iki farklı biçimde kullanıyor:

1) Çin'in her ülkeyle yaptığı ticaret, ABD ile olduğu gibi, ticaret fazlası yaratmıyor. Çin'in dış ticaret açığı verdiği pek çok ülke var. Aşağıdaki tabloda, 2007, yılı itibariyla Çin'in dış ticaretinde fazla ve açık verdiği ülkelerin sıralaması yer alıyor. Çin'in dış ticaret fazlasının ve açığının çok önemli kısmı bu sıralamalarda yer alan ilk üç ülke tarafından yaratılıyor. Bu ülkelerin 2001-2007 döneminde sıralamalardaki konumları pek değişmemiş.

Çin ABD (ve benzeri ülkelerden) elde ettiği dış ticaret fazlasının bir kısmıyla, diğer ülkelerle olan dış ticaret açığını kapatıyor. Bunu yapabilmesini sağlayan önemli bir özellik ABD dolarının uluslararası para olması. Diğer ülkeler kendilerine ABD doları cinsinden ödeme yapılmasını kabul ediyorlar.

2) Ancak, Çin sadece ABD ile olan ilişkilerinden değil toplam dış ticaretinden de sürekli olarak fazla elde ediyor. Yani yukarıda değinilen netleşme gerçekleştirildikten sonra bile Çin'in elinde önemli ölçüde kaynak kalıyor. Çin bu kaynakla döviz rezervini artırıyor. Bunun için de esas itibariyle ABD devlet tahvillerini satın alıyor. Yani ABD'ye borç veriyor.

Garip bir ticaret

Burada nereden bakılırsa bakılsın garip bir ticaret var. Bir kere ABD, Çin'den kredi alarak ithalât yapmış görünüyor. Üstelik bunu yıllardır yapıyor. Oysa, ABD, Çin'e oranla kişi başına geliri çok daha yüksek bir ülke. IMF'nin 2007 yılına ilişkin olarak yaptığı tahminlere göre ABD'de, satın alma paritesiyle ölçüldüğünde, kişi başına gayri safi yurt içi hasıla 46.859 ABD doları. Aynı yıl için dünyada ortalama kişi başına gelir ise 10.497 dolar. Yani ABD'de kişi başına gayri safi yurt içi hasıla dünya ortalamasının 4,46 katı. ABD IMF'nin, satın alma paritesine göre, kişi başına gelir sıralamasında dünya altıncısı durumunda.

Oysa aynı yöntemle Çin'in kişi başına gayri safi yurt içi hasılası ölçüldüğüne 5.963 dolar çıkıyor. Bu Çin'de kişi başına gelirin dünya ortalamasının sadece yüzde 56,8'i, ABD'nin kişi başına gelirinin ise yüzde 12,7'si olması demek. Çin, 180 ülkenin yer aldığı IMF verilerinde 100'üncü sırada. Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere, Çin, aslında, dünya ölçüleriyle, fakir bir ülke. Ama zengin ABD'ye kredi açıyor. Hem de bunu sürekli yapıyor. Bunda bir terslik yok mu?

Bu olayın, biraz abartarak, sonul görünümüne bakacak olursak, bir başka garip manzarayla karşılaşıyoruz. Görünüşe göre Çin ABD'ye mal satıp karşılığında da ABD devlet tahvili denilen bir malı alıyor. Amerikalıların Çin mallarını neden aldıklarını açıklamak görece kolay. Ya tüketicilerin gereksinimlerini karşılayan malları, ya da bu tür malların üretileminde kullanılan ara malları satın alıyorlar. Sonuçta ABD'de yerleşik olanlar bundan bir fayda elde ediyor. Peki Çin'liler ABD devlet tahvillerini ne yapıyorlar? Bunlar doğrudan ne tüketilir ne de üretimde kullanılabilir!

Akla gelebilecek bir yanıt, Çin'in bunlardan faiz geliri elde etmesi. Ancak burada bir sorun var. Faiz geliri elde etmek isteyecekler için ABD devlet tahvilleri en uygun yatırım aracı mı acaba? Bu tahvillerin faizi, diğer borçlanma kağıtlarına oranla, hep düşüktü, şimdi de öyle. Çünkü risksiz bir menkul kıymet olarak kabul ediliyorlar. Üstelik Çin'in ABD devlet tahvillerine önemli ölçüde yatırım yapmaya başladığında bu yana geçen sürenin tümü göz önüne alınıp, ABD enflasyonu da hesaba katılırsa, Çin'in bu yatırımında elde ettiği reel kazanç sıfır hatta eksi düzeyde. Çin'liler bir kere böyle bir yatırım yapmış olsalardı, hata etmişler denilebilirdi. Oysa, Çin'liler bu tür hesabı pek de iyi bilmelerine rağmen bu tercihlerine ısararlı olduklarına göre, amaçlarının faiz geliri elde etmek olmadığı sonucuna varmaktan başka çare yok.

Bu seçeneği eleyince Çin'in bu yolu sürdürmesinin tek bir akılcı nedeni kalıyor. O da Çin'in döviz rezervlerini güçlendirmeyi istiyor olması. Tablo 3'den görüleceği üzere Çin'in rezerv birikimi sürecinde süreklilik var. Bugün, dünyanın en çok döviz rezervi biriktirmiş olan ülkesi Çin. Bu ülkeyi Japonya, epeyce geriden, izliyor. Dünya ikincisi Japonya'nın döviz rezervleri 2009 Haziran ayında 1019,2 milyar dolar, yani Çin'in yarısından az.

Çin neden döviz rezervi biriktiriyor

Peki Çin neden döviz rezervlerini, kazanç amacı olmaksızın, ısrarlı bir biçimde artırmak istiyor? Akla gelebilecek tek neden, olumsuz gelişmeler söz konusu olduğunda karşısında döviz rezervlerinin sağlaması beklenen güvence. Örneğin ihracat gelirlerinde bir düşme olması durumunda hem gerekli ithalâtın yapılabilmesi, hem de ülkenin ileriye yönelik dış iktisadi ilişkilerini yürütebilmesi (örneğin dış borçların geri ödemesi vs.) için gerekli saygınlığının devamı için böyle bir güvenceye gerek var. Bu kurallar sadece Çin için değil elbette. Türkiye için de geçerli. Türkiye'nin döviz rezervleri Çin kadar çok değil ama yine de, 26 Haziran 2009 itibariyle, 64,8 milyar dolar! Türkiye için önemli bir rakam. Biz de Çin'liler gibi küresel ekonomideki konumumuzu güvence altına alabilmek için bu kadar kaynak ayırıyoruz. Diğer gelişmekte olan ülkeler de...

Dikkat edilirse söz konusu ülkelerin bu maliyete katlanmalarının nedeni, küresel ekonominin bugünkü işleyiş kuralları. Başka bir deyişle, küresel ekonomi için seçilen mekanizmanın işleyebilmesi için üstlenilmesi gereken bir maliyet. Akla iki soru geliyor. Bunlardan ilki bu maliyetin ülkeler arasında nasıl bölüşüldüğüne ilişkin. Dünya ülkelerinin 2009'un ilk yarısında ellerindeki döviz rezervlerinin toplamı 8,5 milyar dolara yakın. Ama Çin ve Japonya'nın rezervleri bunun yaklaşık yüzde 38'ini oluşturuyor. Geri kalan ülkeler arasında da rezervlerin dağılımında belirgin bir eşitsizlik var.

Almanya ve Japonya

En çok rezerv tutan ilk 10 ülke arasında sadece iki gelişmiş ülke var: Onlar da Japonya ve Almanya. Üstelik Almanya'nın döviz rezervleri, Japonya'nın rezervlerinin ancak yüzde 19'u düzeyinde. ABD ise ilk on ülke arasında bile değil, sıralamada 21inci! Döviz rezervleri sadece 78,6 milyar dolar. Sadece diyorum, çünkü ABD'den çok daha küçük bir ekonomi olan Türkiye'nin döviz rezervleri aynı tarihte 67,7 milyar dolar! Peki komşumuz Yunanistan'ın ne kadar? Sadece 4,5 milyar dolar! Ama bu Yunanistan'in, hem Türkiye'den daha büyük cari açık ve bütçe açığı verip, hem de daha düşük faiz oranlarından yararlanmasını engellemiyor.

Örnekler artırılabilir. Ancak sonuç pek değişmiyor. Gelişmiş ülkeler (Japonya hariç) gelişmekte olan ülkelere oranla çok daha az döviz rezervi tutuyorlar. O zaman akla şu soru geliyor: Dünya sisteminin işletim maliyetinin bölüşümünde, gelişmekte olan ülkeler aleyhine neden böyle bir eşitsizlik var? Tabii bu soru beraberinde bir ikinci soruyu daha gündeme taşıyor. Acaba dünya sistemi için daha düşük maliyetle çalışan (daha etkin) bir mekanizma tasarlanamaz mı? Yaşadığımız krizin bir olumlu sonucu varsa o da bu soruların daha yüksek sesle sorulması ve tartışılması yolunu açmış olmasıdır. Ancak, bu soruların sorulmuş olması çözümlerinin bilindiği ve/veya kolaylıkla uygulanabilecekleri anlamına gelmiyor. Olayın çözümü dünya ekonomisi için yeni bir işleme mekanizması tasarlanması ve bunun her ülke tarafından benimsenmesi gibi uzun ve zahmetli bir yolun aşılmasını gerektiriyor.

Read more...

Çin piyasaları paraya boğacak

15 Aralık 2008 Pazartesi

Çin gelecek yıl para arzını yüzde 17 artıracağını açıkladı. Ülke böylece tüketimi teşvik edip krizin olumsuz etkilerinden kurtulmayı planlıyor

Mali krizin yıkıcı etkilerini hafif atlatmak isteyen Çin gelecek yıl para arzını yüzde 17 oranında artıracağını açıkladı. Çin Bakanlar Kurulu’ndan yapılan açıklamada, Çin’in 2009 yılında tüketimi teşvik etmek, küresel durgunluğun olumsuz etkilerinden korumak amacıyla dolaşımdaki para miktarını artırmayı planlandığı belirtildi. Çin’in para arzını 2009 yılında yüzde 17 oranında artıracağı belirtilen açıklamada bu oranın toplam ekonomik büyüme ve tüketici fiyatlarının 3 veya 4 puan üzerinde olacağı ifade edildi.

Hükümetinin, mali sektörün ekonomik büyümedeki rolünü daha aktif mali politikalar ve ılımlı hafif para politikasıyla destekleyeceği bildirilen açıklamada, alınan bir başka kararla Çin’de kamu bankalarına 14.6 milyar dolar kredi sağlanacağını, 3 yıl vadeli merkez bankası tahvilinin satışının durdurulabileceği, bir yıl vadeli senet ile 3 ay vadeli bono satışının azaltılabileceği kaydedildi.

Çin ekonomisinde görülen yavaşlama öngörülenden çok sert ve derin yaşanıyor. Çin’in ihracatı 7 yıl sonra ilk kez kasımda gerilerken, Çin Endüstri Bakanı Li Yizhong ‘daha kötünün geldiği’ uyarısında bulunmuştu. Çin’de küresel finansal kriz nedeniyle bu yıl para arzı azalırken, iş dünyasına yönelik aktiviteyle bankaların kredi açılma hızı yavaşlamıştı. Hükümet, para arzını artırarak yerel ekonomik aktiviteyi teşvik etmeyi, tüketiciyi tüketime teşvik etmek amacıyla daha fazla kredi açılmasıyla firmaların borçlanabilmesine olanak sağlamayı amaçlıyor.
Gelecek yıl daha az büyüme ve daha düşük enflasyon öngörülen Çin’de ticari faaliyetin sürdürülmesi için gereken paradan daha fazla arzı sağlanacak.

Read more...

Gözler AMB ve BOE`nin faiz kararlarında

3 Kasım 2008 Pazartesi

Geçen hafta Norveç'ten Çin'e ve Hong Kong'dan ABD'ye, Slovakya'dan Kuveyt'e kadar birçok ülkeden gelen faiz indirimi açıklamaları ile koordineli faiz indirimlerinden 5'inci vitese geçildi.

Hafta sonunda ise Hindistan Merkez Bankası faizini sürpriz bir şekilde yüzde 8'den yüzde 7,5'e düşürdü. Bu hafta ise Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) faiz kurullarını topluyor. AMB'nin faizini yüzde 3.25 e BoE'nin ise yüzde 4'e indirmesi beklenirken, her iki bankanın da önümüzdeki yılın ortasına kadar 2,5 puanlık bir indirim daha yapmış olacağı öngörülüyor.

Bu gerçekleşirse AMB tarihindeki en hızlı faiz gevşetme süreci olacak. JP Morgan ise küresel faiz oranlarının önümüzdeki seneye kadar yüzde 2.16 seviyesine düşerek 1990'ların ortasından bu yanaki en dip seviyesini göreceğini tahmin ediyor. Şu anda küresel faiz ortalaması yüzde 3.21 civarında.

Read more...

Yabancıların bildiği bir şey mi var?

9 Eylül 2008 Salı

Bayrama 22 gün var, yabancının 112 Milyon YTL alımı var. Bayrama daha çok var ama yabancının bu kadar hisse almasının ne anlamı var? İMKB’de 6 Ağustos’tan bu yana en yüksek işlem hacminin dün gerçekleşmesinin bir değil, birçok anlamı olmalı.

Gökhan USKUAY / TURKISH YATIRIM

Dünya’da finansal kriz varsa; Fannie Mae ve Fanni Mac’e el konulmuşsa; bu kadar Türk bankacılık sektöründe alımlarının yoğunlaşması neyi ifade eder? Dün ABD %2,59 yükselirken, Brezilya % 2,35 düşmedi mi? Dün Japonya %3,54 artarken, dünyada en fazla değer kaybeden borsa %4,09 ile Çin olmamış mıdır? Geçen hafta ve dün Gelişmekte olan ülkeler çökmedi mi? Rusya, Çin, Brezilya’dan zarar yazan hedge fonlar, Türkiye primli kaldığı için satmayacaklar mı?

Bu yabancının yine bildiği, bizim bilmediğimiz bir şey mi var yoksa? Yoksa, yoksa, yoksa Türkiye ayrışıyor mu? Evet, Türkiye ayrışıyor. Tıpkı, tıpkı 2006 Mayıs’ta ayrıştığı gibi. 2006 Mayıs ayında Bovespa/İMKB eşitliği bir sonucunu verirdi. 09.09.08 tarihinde bakıldığında ise bir nokta yirmi altı sonucunu vermektedir. Yüzdesel bir farkla Bovespa %26 oranında bizden bir ayrışma gerçekleştirmiştir.

Bunun farkın sebebi; Brezilya yer altı kaynakları olan ve yer altı kaynaklarını dünyaya ihracat ederken; Türkiye’nin yer altı kaynaklarını ithalat etmesidir. Birinin dış ticaret fazlası rekor kırarken, diğerin dış ticaret açığı rekoru kırmasıdır %26 fark. Bu yüzden ABD %2,59 yükselse bile Bovespa %2,35 düşmesi şaşırtmamalıdır. Bu yüzden Japonya %3,54 artarken, Çin %4,09 değer kaybı şaşırtmamalıdır. Rusya, Türkiye’den daha ucuz ve kelepir durumdayken sınırlı tepkisi şaşırtmamalıdır. Artık dünyada Brezilya, Rusya ve Çin havaları çalmamaktadır.

Konjonktür bu kez Türkiye’nin arkasındadır. Brezilya, Rusya ve Çin’de yazılan zararlar Türkiye’de karlı pozisyonlarla mı realize edilecek? Tartışması yakın zamanda, yerini “Yoksa Brezilya, Rusya ve Çin’den çıkan paraların bir kısmı Türkiye’ye mi geliyor?” tartışması alabilir. Türkiye, geçen sene enerji-emtia ve gıda fiyatları yükselirken bile 2007 Eylül’de %7.17 enflasyon seviyesini görmüştür. Şu anda enflasyon rakamı %11,77’dir.

Sadece enerji ve gıda maliyetli enflasyon %7,69 seviyesindedir. Bir senede petrol fiyatlarının yarattığı hasar ortadır. Geçen sene açıklanan Eylül ayı yıllık enflasyon rakamı, bu sene sadece enerji ve gıda enflasyonudur.

TCMB, analistlerin tahminlerindeki gibi 2009’un ilk çeyreğine kadar faizi indirmediğini varsayalım. Petrolde 80 $’a rakamı yüksek bir ihtimalle 2009’un ilk çeyreğine kadar gerileyecek. O zaman 2009 ilk çeyreğinde Türkiye ya eksi büyüme yada eksi enflasyonla karşılaşır. TCMB yıl sonunda baz senaryosunda petrolü 140 $ bekliyordu. İyimser senaryosunda 100 $ bekliyordu.

Yılsonuna 4 ay var ve petrol fiyatları şimdiden 100$ oldu. Hatırlanacağı üzere Ağustos ayı rakamları sonrasında faiz indiriminin artık Türkiye’nin bir hikayesi olacağını belirtmiştik. TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz, ölçülü faiz indirimi olasılığını Eylül ayında görüşüleceğinin açıklamasına neden yukarıdaki tablodur.

Sadece gerçekleşecek faiz indirimleri beklentisi Türkiye’yi özel kılmamaktadır. Yurtdışında düşen enerji-gıda fiyatları aynı zamanda Türkiye’nin dış ticaret açığını da azaltacaktır. Dünde belirttiğimiz gibi ilk 7 ayda Rusya’ya yaptığımız ihracat 4 Milyar $ iken, sadece petrol fiyatlarında yaşanan artış karşısında ödenen para 4 Milyar $ büyüklüğündedir.

Petrol ve enerji fiyatları düşerse, ithalatta görülen risk ortadan kalkacaktır. Enflasyon,faiz,kur ve dış ticarette iyileşme göstermesi beklenen bir ülke borsasının ayrışması,6 Ağustos’tan bu yana en yüksek işlemin gerçekleşirken bir günde 112 Milyon YTL net para girmesi,yabancıların banka hisselerinde yoğunlaşması ve 112 Milyon YTL yatırım alması şaşılacak bir durum değildir. Bizim yaşayıp da görmediğimiz, yabancının yaşamayıp da gördüğü bir şey değil, birçok şey var.

Read more...

Mobius: Rus ve Çin hisseleri cazip

2 Eylül 2008 Salı

NTVMSNBC'nin haberine göre; Templeton Fonu’nun gelişen piyasalar bölümünün kurucusu Mark Mobius, Çin ve Rus hisse senedi piyasalarının yatırım için hâlâ cazip olduğunu söyledi.

CNBC’ye konuşan Mobius, Çin Borsası’nda yaşanan sert düşüşe rağmen, Çin’in görünümünün parlak olduğunu söyledi.

Çin’de yabancı şirket hisse senetlerinin, yerel piyasadaki düşüş nedeniyle gerilediğini belirten Mobius, bu hisselerin fiyat kazanç oranının tek haneli seviyelere indiğine dikkat çekti.

Gürcistan ile yaşanan sorunların, Rusya’nın yatırım odağı olma özelliğine zarar vermediğini belirten Mobius, büyük bir enerji tedarikçisi olmanın Rusya’nın Avrupa’ya karşı elini güçlendirdiğini söyledi.

Read more...

Abone Olursanız Haberiniz de Olur!

Aşağıdaki kutucuğa e-mail adresinizi yazıp gelecek olan onay linkine tıklayınız. Bu sayede en son borsa haberleri, borsa yorumları ve borsa tüyoları, e-mail adresinize gelecek.

|

Borsa-Tuyolari.Blogspot.Com

Bu sitede; başta Borsa Haberleri olmak üzere, ekonomi ile ilgili en son gelişmeleri bulabilirsiniz. Borsa Yorumları ve Borsa Tüyoları ile yatırımlarınız öncesi fikir edinebilir; Canlı Borsa bandı ile Hisse Senetlerini yakından takip edebilirsiniz. Bu site, yatırım danışmanlığı hizmeti vermemektedir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, bankalar ile kullanıcılar arasında imzalanan resmi bir sözleşme ile verilmektedir. Bu sitede, kişisel yorumlar da bulunabilir.
Bu blog, altyapısı Google tarafından sağlanan Blogger hizmetinden faydalanmaktadır.

Back to TOP